Kadınların kıyafetine karışma mantığını anlamakta güçlük çekiyorum. Özellikle de sevgilinin veya eşin karışmasını.

Kadın belli bir yaşa gelmiş demek ki, evlenip eş edinebilecek yaşa. Buna rağmen onun özgür iradesini ve anlama, karar verme iradesini hiçe sayıp ‘’Onu giyemezsin!", "Bununla sokağa mı çıkacaksın?" mantığını algılamakta güçlük çekiyorum. Elbette ki o yaşına gelmiş insan nerede nasıl giyinmesi gerektiğinin bilincindedir. Peki ya hangi sevgi kitabında sevdiğin insanın ne giyeceğine bile karar verme özgürlüğüne karışmak yazar? Arkadaşlar buradan tüm ‘’Sevgi kıskanmaktır,kısıtlamaktır.’’  çığırtkanlıklarına sesleniyorum. Sevginin bununla alakası yoktur. Kısıtlanmak, hapsolmaktır. İnsan özgür doğar ve her zaman da sevgiye ihtiyacı vardır. Sevgi ihtiyacını karşılamak için fıtratımızdan gelen özgürlüğü yok edemeyiz ve bu sevgi de değildir. Seven özgür bırakır ve eğer sevmek istiyorsanız da beyler, kıyafetine karışmanıza izin vermeyen kadınları sevin. Onlar nasıl davranacağını bilirler. Ve kadınlar size ne giyeceğinizi söylemelerine izin vermeyin. Her şey kıyafete karışmakla başlar, bugün ‘’Mini etek giyme.’’ diyen erkek yarın ‘’Etek giyme.’’  demeye başlar. Ertesi gün de ‘’Aşkım ben seni kimsenin görmesini istemiyorum, evden çıkma.’’ der. Bunun asla bir sınırı yoktur.  Kabullenmeye devam ettikçe dayatmalar artacaktır. Eğer seni giydiğin kıyafetle kabullenemiyorsa kabullenmiyordur. İnsan her şeyiyle bir bütündür. Kıyafet, düşünce, tavır… Ve pek çok insan kıyafetleriyle düşünce tarzını yansıtır. Eğer bir erkek giydiklerinizden hoşlanmıyorsa sizden de hoşlanmıyordur ve sizin kendinizi yeterince kontrol edemediğinizi düşünüyordur.

İlişkiler açısından kıyafete karışmanın yanlışlığını açıklamaya çabaladım. Peki ya bunun altında yatan sebepler neler? Erkek neden ‘sevdiği’ insanın kıyafetine karışma arzusuyla yanıp tutuşur? ‘’Sen onların zihniyetini bilmiyorsun, kıskanıyorum seni, güzelliğini kimse görmesin, sana laf atmalarını kaldıramam, sen beni katil mi edeceksin?…’’ sıralanan cümleler genelde bunlardır. Arkadaşlar bunun sınırı yok. Kadının kendini kapatmasının hiçbir sınırı yok. Tesettürlü, çarşaflı kadınlar bile tecavüze uğruyor bu ülkede.  Kesinlikle açık giyinen… li cümleyi kast etmiyorum sadece bu zihniyetin yanlışlığını anlatmaya çalışıyorum. Mesele asla sadece kıyafet olmuyor, mesele zihinlerin kiri. Zihinler o kadar kirli ki günden güne temizlenebileceğine olan inancım azalıyor. Kirli bir zihin için ne giydiğinin önemi yoktur. O zihinler ki çocuklara, hayvanlara ağza alınmayacak kötülükleri hayal ediyorlar ve sadece hayal etmekle de kalmayıp gerçekleştiriyorlar. Engellenmiyorlar da. Suçlu da biziz. İzin veriyoruz ve sınırı asla kestiremiyorlar, insan arsızdır her zaman daha fazlasını ister. İnsan olmanın, hakların, özgürlüklerin nerede başlayıp nerede bittiğini tayin etme yetisine varamamaya da sevgi etiketi yapıştırılıyor. Ve buna müsaade ediyoruz. Kendi haklarımızı kendimiz çiğnetiyoruz, çiğniyoruz. Ne giyeceğinizi kendiniz seçmek sizin en doğal hakkınızdır. Toplum baskısını geçtim artık, bunun cinsiyeti yok. Toplum herkese ağır bir baskı uyguluyor, pek çok kez de bu baskının farkına bile varamıyoruz ama adına sevgi dediğimiz şeylerin psikolojik baskı kurması ve sizi belirli bir kalıba sokmak istemesi affedilemez. Bu hem sevgi dediğimiz temizliği çıkarları uğruna değiştirmek, kirletmektir hem de sevdiğini iddia ettiği sizi, kendi kafasında şekillendirmiş olduğu kişiye dönüştürme çabasıdır. İzin vermeyin. Siz, siz olduğunuz için güzelsiniz. Tüm düşüncelerinizle, oturuşunuzla, kalkışınızla, giyinişinizle… Bırakın eğer birileri sizi sevmek istiyorsa bir bütün halinde sevsin. Beğendiği parçaları alıp beğenmediklerini baskı yoluyla değiştirme çabası içerisine girerek değil. Eğer isterseniz her şeyi şekillendirebilirsiniz, sevgi adı altında evrilen çıkarları temizleyip saf sevgiye dönüştürebilirsiniz.

Beyza AFŞAR

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları